Uzak Sevda: Sessiz Bir Çınarın Ağıtı
Gelip geçersin yanımdan, gözlerin başka diyarlarda, bana bakmadan yârim… Ben ise adını içimin en kuytu, en korunaklı köşesinde saklar, gizlice severim. Senin varlığınla dolu o kısacık anlar, bana yetiyor; çünkü bir bakışın değmediği o geçiş bile, benim için bütün bir ömre bedel. Bilmeden yaktığın bu kalbe razıyım, hatta minnettarım. Zira o ateş, varlığımın hâlâ canlı olduğunu, hâlâ hissedebildiğimi hatırlatıyor bana.
Bir kelam beklemem senden, sesimi duyman da gerekmez. Ben sevmeyi uzaktan, incitmeden, hiçbir karşılık beklemeden öğrenmiş biriyim. Gölge gibi sessizce düşerim yoluna, fark ettirmeden, iz bırakmadan. Varlığın bana yeter; fazlasını ne isterim ne de hak görürüm kendime. Senin mutluluğun, benim en samimi duam, en derin temennimdir. Kalbim susmaya ve yokluğa uzun zamandır alışkın. Seni sevmek, bazen en ağır suskunluklarla katlanmaktır; bir feryat değil, sessiz bir ibadet, gizli bir sadakattir.
Her sabah, seni görmeden başlar duam. Adını kimseye anmam; onu sadece içimde, en saf ve en korunaklı haliyle yaşatırım. Bu aşk, ne bir talep ne bir hesap ne de bir beklentidir. Sadece var olmaktır, seni var etmekle yetinmektir. Ben yaşlı bir çınarım; köklerim toprağın derinliklerine uzanmış, yılların ağırlığıyla eğilmiş, fırtınalara direnmiş bir ağaç. Sen ise körpe bir çiğdemsin; başka bir baharda, başka bir toprakta, en taze haliyle açmışsın. Gölgem değmesin diye yolundan usulca çekilirim. Solma diye, uzaktan bile seni kollarım; rüzgârdan, fırtınadan, her türlü zarardan korurum seni, fark ettirmeden.
Bir gün başkasının adıyla gülümsersen eğer, içim derinlerde sessizce yanar. O yanış, kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı bir ateştir. Ama bil ki yüzüm düşmez yere. Sevda dediğin bazen vazgeçmeyi, bazen de mutluluğun başkasında olmasını yüreklice kabul etmeyi bilmektir. Eğer senin mutluluğun benden başkasında ise, susmak da sevmektir; hatta belki de sevmeklerin en yücesidir. Ben bu yangını tek başıma taşırım; kimseye yük etmem, kimseye göstermem. Ateşin bana yeter. Bilmeden sevdim seni, bilmeden de gideceksin bir gün. Adını kaderimin en görünmez sayfasına yazdım; silmeye niyetim yok, gücüm de.
Bu aşk, ne bir zafer ne de bir yenilgidir. O, varoluşun en saf, en çileli ve en soylu halidir: Kendini hiçe sayarak sevmek, varlığını bir başkasının mutluluğuna feda etmek. Ben, yaşlı çınar, senin çiğdem baharına gölge düşürmeden, köklerimle toprağa daha sıkı tutunarak beklerim. Belki bir gün rüzgâr adımı sana fısıldar, belki de hiç. Fark etmez. Çünkü bu sevda, karşılık beklemez; yalnızca seni sevmeyi, seni var etmeyi bilir.
Ve ben, bu sessiz, bu uzak, bu derin sevginin içinde, hem yanar hem de var olurum. Çünkü sevmek, bazen en büyük fedakârlıktır; susmak ise onun en güzel hali.
Gelip geçersin, bana bakmadan yârim,
Ben adını içimde saklar, gizlice severim.
Yanımdan geçişin yeter bir ömre inan ki,
Bilmeden yaktığın bu kalbe razıyım, bilirim.
Bir kelâm beklemem senden, duyman da gerekmez,
Ben sevmeyi uzaktan, incitmeden öğrendim.
Gölge gibi düşerim yoluna fark etmeden,
Varlığın yetiyor bana, fazlasını dilemedim.
Her sabah seni görmeden başlar duam,
Adını anmam kimseye, içimde yaşatıram.
Kalbim alışkın susmaya, yokluğuna da biraz,
Seni sevmek bazen susarak katlanmaktır.
Ben yaşlı bir çınarım, köklerim derinlerde,
Sen körpe bir çiğdem, açmışsın başka yerde.
Gölgem değmesin diye yoluna çekilirim,
Solma diye uzaktan bile seni kollarım.
Bir gün başkasının adıyla gülümsersen eğer,
İçim yanar ama bil ki yüzüm düşmez yere.
Sevda dediğin bazen vazgeçmeyi bilmektir,
Mutluluğun başkaysa, susmak da sevmektir.
Yakma içimi bilmeden, ateşin bana yeter,
Ben bu yangını taşırım, kimseye yük etmem.
Bilmeden sevdim seni, bilmeden gideceksin,
Adını kaderime yazdım, silmeye niyet etmem.
Mehmet KEKLİK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder