1888–1971 yılları arasında yaşamış olan Dünya güzeli Çilê'nin Göç, Yoksulluk ve Direnç Ekseninde geçen hayat hikayesidir.
Bu yazıyı 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ikinci yarısı arasında Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan zorunlu göç dalgalarının, aile yapısının ve toplumsal cinsiyet rollerinin kesişiminde şekillenen bir kadın ömrünü belgelemek için hazırladım. Rus ve Ermenilerin Müslüman halklarla çatışmaları, I. Dünya Savaşı sonrası nüfus hareketleri, Doğu Anadolu’daki iskân politikaları ve kırsal yoksulluk bağlamında okunduğunda, tekil bir biyografiden öte dönemin kolektif hafızasına ışık tutan bu çalışma, sözlü tarih yöntemiyle derlenen aile anlatılarını arşiv verileri ve ikincil kaynaklarla karşılaştırmalı olarak hazırladım.
Doğumu ve Ailesi
Çile Hanım, Hicri 1311 / Miladi 1888 yılında, bugün Ermenistan sınırları içinde kalan Gümrü şehrine bağlı Shirak bölgesinin Tezekend beldesinde dünyaya gelmiştir. Babası, bölgede “Sofu” lakabıyla anılan Mehmet Efendi; annesi Zeynep Hanım’dır. Şemskanlılara mensup bu aile, 19. yüzyılda Kafkasya’da yaygın olan medrese merkezli dinî eğitim geleneğini sürdürmektedir. Nitekim Çile, henüz yedi yaşındayken babasından Kur’an dersleri almaya başlamış; bu erken eğitim, sonraki yıllarda yaşadığı coğrafyalarda dinî-kültürel otoritesinin temelini oluşturmuştur.
Erken Evlilik ve Kaçırılma Girişimleri
Çile’nin 15 yaşında Sofu Seyyad oğlu Sani ile evlenmesi, dönemin kırsal Anadolu-Kafkasya coğrafyasında erken evlilik pratiklerinin tipik bir örneğidir. Aile anlatısına göre, Çile henüz bir yaşındayken annesi Zeynep, tandır başında ekmek yaparken ağlayan bebeği getirmesi için komşusu Seyyad’dan yardım istemiş; Seyyad, “Çarığım bile bebeğinden büyük” diyerek şakalaşmış, Zeynep ise, “Büyüyecek, çok güzel olacak; gönlünü kaptırdığında vermeyeceğim” yanıtını vermiştir.
Baba Sofu Mehmet, Ermeni, Rus, Yezidi ve Türkmen topluluklarından gelen evlilik talepleri karşısında kızını korumakta zorlanır. Elegez Yaylası’nda mevsimlik göç sırasında, Çile’nin kaçırılma girişimleri yaşanır; Mehmet Efendi onu halılara sarıp eşya yığınlarının arkasına gizlemek, hatta yolculuklarda tanınmaması için yüzünü tencere isiyle karartmak zorunda kalır.
Annelik ve Göç Yılları
Çile, 16 yaşında ilk çocuğu Mirsevdin’i dünyaya getirir. Doğum sırasında geçirilen havale, Mirsevdin’in hem zihinsel hem bedensel engelli olmasına yol açar. Ardından Ahmed, Ayşe ve Hanife doğar.
1917’de Rus ordusunun Kafkas Cephesi’nden çekilmesiyle bölgede otorite boşluğu doğar. Ermeni çetelerinin Müslüman nüfusa yönelik baskıları artınca Çile'nin ailesi, diğer muhacir kafilelerle birlikte Mayıs 1917’de Anadolu’ya göç eder. Aylar süren, hastalık ve açlıkla geçen yolculuk sonrası sırasıyla Tatvan-Kotum, Patnos-Kosa, Bulanık-Mescitli ve nihayet Kekeli (Kırkgöze) köyüne yerleşirler.
Adana'dan Güroymak'a Uzanan Yol
1946’da, Kekeli köyündeki geçim imkânsızlığı nedeniyle Çile, oğulları Ahmed ve Mirsevdin ile Adana’ya pamuk işçiliğine gider. Ancak Çukurova’nın sıcağı ve sıtma salgını, aileyi 1949 sonunda Silvan’a, oradan da 1950’de Bitlis-Güroymak’a sürükler. Güroymak’ta Şeyh Masum’un dergâhına sığınırlar. Çile dergâh hizmetlerini üstlenirken, Ahmed medrese eğitimini burada tamamlar.
1961’e kadar Güroymak’ta kalan aile, Ahmed’in Bulanık-Piran köyüne imam olarak atanmasıyla tekrar yer değiştirir.
Vefatı ve Mirası
Çile’nin hayatındaki en sarsıcı kayıplardan biri, 28 Şubat 1965’te kardeşi Abdulhadi’nin vefatıdır. 1971 Kurban Bayramı’nda, Bulanık-Söğütlü’de, 83 yaşında hayata veda eder. Ölüm anında kelime-i şehadet getirdiği, aile anlatılarında özellikle vurgulanır. Geride bıraktığı miras, yoksullukla terbiye edilmiş bir sabır, göçlerle sınanmış bir direnç ve sözlü kültürde yaşayan ağıtlardır.
Değerlendirme
Çile Hanım’ın biyografisi, üç ana eksende okunabilir:
- Toplumsal Cinsiyet: Erken evlilik, dul kalma, bakım emeği ve mekânsal hareketliliğin kadınlar üzerindeki yükü.
- Zorunlu Göç: 1917 Kafkas muhacirliği ile 1940-50’lerin mevsimlik iç göçlerinin sürekliliği.
- Sözlü Tarih: Ağıt, menkıbe ve aile anlatılarının tarih yazımındaki yeri.
Onun hayatı, “büyük tarih”in gölgesinde kalan kadınların, mikro tarih düzeyinde nasıl taşıyıcı aktörler olduğunu gösterir. Yoksulluk ve göç, kaderci bir kabullenişle değil; aktif mücadele, uyum ve dayanışma stratejileriyle göğüslenmiştir.
Derleyen: Mehmet Keklik
Kaynak Kişiler: F. Ayhan, Kazım Keklik, A. B. Keklik, Z. Rende
Bu metin, sözlü tarih görüşmeleri ile aile arşivindeki bilgiler karşılaştırmalı olarak düzenlenmiş; yer ve tarih bilgileri nüfus kayıtları ve bölgesel göç literatürüyle teyit edilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder