Bu metin, uzun yıllar süren bir evlilik içinde verilen yoğun mücadelenin, arzulanan mutluluğu neden ve nasıl üretemediğine dair geç fakat kaçınılmaz bir farkındalığın ifadesidir. Aynı hayatı paylaşan iki bireyin, zamanla birbirine temas eden fakat birbirine ait olamayan iki ayrı dünyaya dönüşmesini anlatır. İyi niyetle sürdürülen çabalar, fedakârlıkla beslenen beklentiler ve sabırla örülen umutlar, duygusal karşılıklılık sağlanamadığında anlamını yitirmiştir.
Bu birliktelikte geceler yalnızca uzun değil, aynı zamanda sessizliğin derinleştiği zaman dilimleri hâline gelmiştir. Fiziksel varlık, duygusal yokluğu telafi edememiş; yan yana olmak, birlikte olmanın yerini tutmamıştır. Yanımda biri vardır, fakat yok gibidir. Adı anıldıkça içte bir ürperti doğar; çünkü bakışlarda sevmenin tanıdık sıcaklığı değil, yabancılaşmanın mesafesi hissedilir.
Zamanla gözler eskisi gibi gülmez olmuştur. Dokunuşlar soğumuş, sözler samimiyetini kaybederek biçimsel birer alışkanlığa dönüşmüştür. Bir dönem aşkı ve ümidi barındıran ev, artık sessizliğin hâkim olduğu bir mekâna evrilmiştir. Duvarlar bile tanıklık ettikleri duygusal yoksunluk karşısında suskun kalmış; kelimeler yerini ağır bir sükûta bırakmıştır.
Bu noktada anlatıcı, kaçınılmaz bir sorgulamayla yüzleşir: Fazla sevmek mi yıpratmıştır, yoksa baştan beri var olan bir eksiklik mi görmezden gelinmiştir? Belki de asıl sorun, hiçbir zaman tam anlamıyla kurulamayan “biz” duygusundadır. Göz göze gelmeden geçen yıllar, fark edilmeden tükenmiş; ihmal edilen duygular, bir ömrün sessizce harcanmasına yol açmıştır.
En sarsıcı idrak ise sevginin aidiyetine dair geç gelen gerçektir. Kalbin sahibinin başka bir yerde olduğu anlaşıldığında, artık telafi edilecek bir zaman kalmamıştır. Nafile çırpınışlar, boşuna kurulan hayaller ve sonuçsuz çabalar, bu fark edişle birlikte anlamını yitirmiştir. İş işten geçmiş, kayıp yalnızca bir evlilik değil; geri getirilemeyecek yıllar olmuştur.
Bu yazı, mutsuz bir izdivacın yalnızca bireysel bir hayal kırıklığı olmadığını; duygusal uyumsuzluğun, iletişimsizliğin ve gecikmiş farkındalığın birleşimiyle oluşan sessiz bir çözülme olduğunu ortaya koymaktadır. Birlikte yaşanan fakat birlikte hissedilemeyen bir hayatın, ağır ve kaçınılmaz muhasebesidir.
Mehmet KEKLİK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder