Moğollar ile Türk halklarının aynı soydan gelip gelmediği, tarih, antropoloji ve genetik alanlarında uzun süredir tartışılan bir konudur. Moğollar ve Türkler (burada Türkler derken genel olarak Türkî halkları kastedilmektedir, yani Türkiye Türkleri yanı sıra Kazak, Kırgız, Özbek gibi Orta Asya Türkî toplulukları) tarihsel, dilsel ve genetik açıdan bazı ortak köklere sahip olsalar da, aynı soydan gelmekten ziyade ayrı ama etkileşim içinde gelişmiş iki grup olarak değerlendirilir. Turani veya Altay halkları olarak adlandırılan bu iki halk, Avrasya bozkırlarının göçebe kültürlerinden doğmuş ve yüzyıllar boyunca coğrafi yakınlık, savaşlar, ittifaklar ve göçler yoluyla birbirlerini etkilemiştir. Ancak, ikisi için tam bir "aynı soy" ifadesi kullanmak yanıltıcı olur; çünkü genetik, dilsel ve kültürel farklılıklar belirgindir. Aşağıda bilimsel çalışmalar ve tarihî kaynaklara dayanarak detaylı bir şekilde açıklanmıştır.
Dilsel Bağlantılar
Türkî diller (Türkçe, Kazakça, Kırgızca vb.) ve Moğolca, geleneksel olarak "Altay dil ailesi" altında gruplanır. Bu aile, Türkî, Moğolik ve Tunguzik dilleri ( Bu dil Altay dil ailesine mensup bir guruptur ve özellikler, Sibirya, Mançurya ve Kuzey Çinde konuşulur) kapsar ve bazı linguistik benzerlikler gösterir (örneğin, cümle yapısı, ses uyumu ve bazı kelimeler). Ancak, bu benzerliklerin çoğu ortak kökten ziyade uzun süreli kültürel temaslardan kaynaklanır. Yani ortak bir kökten ziyade uzun süreli temas ve ödünç almalardan kaynaklandığını savunulur. Örneğin,Türkçede "kagan" (hükümdar) ve Moğolcada "khan" gibi unvanlar, kültürel alışverişin bir göstergesidir. Ancak, dilbilimsel farklılıklar (örneğin, Moğolca flektif (Flektif dil, dilbilimde bir dilin kelimelerin çekimlenmesi (flekte edilmesi) yoluyla anlam ve gramer ilişkilerini ifade ettiği dil türüdür.) bir dilken Türkçenin eklemeli olması) iki dilin ayrı olduğu ve bir evrim geçirdiğini gösterir. Kaynak: Doerfer, G. (1963). Türkische und Mongolische Elemente im Neupersischen. (Altay hipotezini eleştiren önemli bir çalışma)
Başka bir örnek, Moğol İmparatorluğu döneminde (13. yüzyıl) Moğollar, Türkî kabileleri fethedip entegre ettiğinde, dilsel ödünçlemeler daha da arttı. Modern dilbilimciler , Altay ailesinin varlığını tartışmalı bulur. Sadece benzerlikleri, coğrafi yakınlık ve etkileşimden kaynaklandığını savunup, genetik bir akrabalıktan söz edilmesini reddedilmektedirler. Proto-Türkî dilinin(Yani dil biliminde Türk Dillerinin ortak atası olarak kabul edilen ve tarihsel olarak var olduğu varsayılan bir dil) kökeni, Doğu Moğolistan veya Güney Sibirya'ya yani Altai-Sayan bölgesine dayanırken, Proto-Moğolca da benzer bölgelerden gelir, ancak ayrı gelişmiştir. Eski Türkçe kelimelerin bir kısmı Moğol kökenli olabilir, ama bu karşılıklı etkileşimdir. Bu verilere paralel olarak , İlber Ortaylı gibi tarihçiler, Moğolca'nın Türkî dillerle akraba olduğunu ama aynı kök olmadığını vurgular; bu akrabalık, Fince veya Korece gibi uzak bir seviyede olduğunu ifade etmektedir.
Kültürel ve Tarihsel Bağlantılar
Tarihsel olarak, her iki halk da Orta Asya bozkırlarının göçebe çoban kültürlerinden doğmuştur. Türk ve Moğol toplulukları, göçebe yaşam tarzı, atlı savaş kültürü ve şamanist inançlar gibi birçok ortak özelliği paylaşır. Göktürkler, Uygurlar ve diğer Türk devletleri, Moğollarla aynı coğrafyada (bugünkü Moğolistan, İç Asya ve Sibirya) yaşamış ve sık sık ittifaklar veya çatışmalar yoluyla etkileşimde bulunmuştur.
Proto-Türkler, yaklaşık MÖ 2200 civarında tarımcı atalarından (Kuzeydoğu Çin'deki Xinglongwa ve Hongshan kültürleri) göç ederek Moğolistan'a yerleşmiş ve İranî halklardan öğrendikleri göçebe yaşamı benimsemiştir. En eski ayrı Türkî halklar, MÖ 200 civarında Xiongnu konfederasyonunun kenarlarında ortaya çıkmıştır. Örneğin Yenisei Kırgızları gibi.
Göktürkler, 6. yüzyılda proto-Moğolik Rouran Hanlığı'nı yenerek ilk Türk Kağanlığı'nı kurdu; ve kurucuları muhtemelen Ashina kabilesi olan Xiongnu kökenliydi ve demircilikle tanınıyordu.
Moğollar ise Donghu ve Rouran gibi gruplardan evrilmiştir. Cengiz Han’ın 13. yüzyılda(1206-1368) kurduğu Moğol İmparatorluğu, birçok Türk boyunu (örneğin, Kıpçaklar, Karluklar) bünyesine katmış ve bu topluluklar Moğol yönetimi altında Türkleşmiş veya Moğollaşmıştır. Kaynak: Golden, P. B. (1992). An Introduction to the History of the Turkic Peoples. (Türk halklarının tarihini ve Moğollarla ilişkilerini detaylıca ele alır).
Bu birliktelikten dolayı, genetik ve kültürel karışımı daha da artırmıştır. Yani Moğol elitleri Türkî unsurlarla karıştı, ama büyük çaplı Moğol yerleşimi olmadı. Altın Orda gibi devletlerde Moğol-Türk karışımı "Tatar" kimliğini doğurdu. Timurlular ve Babürlüler gibi hanedanlar "Turko-Moğol" olarak bilinir ve Timur, hem Türkî hem Moğol kökenliydi (Moğol tarafı Cengiz Han soyundandı).
Bazı Türk milliyetçileri Cengiz Han'ı Türk olarak görür, ancak o Moğol'dur; soyu C2 y-DNA'sı gibi Doğu Asya kökenlidir.
Tarihî etkileşimler ve savaşlar sebebiyle, Moğol istilaları Selçuklu'yu zayıflattı ve Osmanlı'nın doğuşuna zemin hazırladı ama iki halk ayrı kimliklerini korumuştur.
Kültürel ortaklıklar
Her ikisi de Tengricilik (gök tanrı inancı), şamanizm ve atlı göçebe yaşamı paylaşır; kurt, at ve yırtıcı kuş sembolleri benzerdir. Ancak Türkler İslam'ı 8. yüzyıldan itibaren benimsediğinde, Moğollar daha geç tarihlerde büyük kısmı Budizm veya şamanizmi benimserken 13.yüzyıldan sonra kısmen islamiyeti kabul ettiler.
Genetik Bağlantılar
Modern genetik çalışmalar, Türk ve Moğol halklarının genetik yapısını daha iyi anlamamıza olanak sağlamıştır. Ancak, genetik veriler, "aynı soy" kavramını karmaşıklaştırır.
Türk ve Moğol popülasyonları, Orta Asya kökenli haplogruplar (örneğin, C, Q, N, R1a) bakımından bazı benzerlikler gösterir. Özellikle C haplogrubu, Moğollar arasında yaygınken, Türk popülasyonlarında da bulunur, ancak Türklerde R1a ve J gibi haplogruplar daha baskındır.
2018’de yayımlanan bir genetik çalışma, Moğolların ve Türk halklarının genetik olarak heterojen olduğunu, ancak ortak coğrafi köken nedeniyle bazı genetik işaretçileri paylaştığını göstermiştir. Bu, aynı soydan gelmekten çok, coğrafi yakınlık ve karışım sonucu ortaya çıkmıştır. Kaynak: Damgaard, P. B., et al. (2018). "137 ancient human genomes from across the Eurasian steppes." Nature. (Orta Asya popülasyonlarının genetik tarihini inceler).
Karışım ve Göçler:
Türk ve Moğol halkları, binlerce yıl boyunca göçler, evlilikler ve fetihler yoluyla genetik olarak karışmıştır. Örneğin, Moğol istilaları sırasında Türk boyları, Moğol gen havuzuna katkıda bulunmuş; aynı şekilde, Türkler de Moğol genlerinden etkilenmiştir.
Örnek: Bugün Anadolu Türkleri, genetik olarak daha çok Kafkasya, Ortadoğu ve Balkan popülasyonlarıyla benzerlik gösterirken, Orta Asya Türkleri (Kazaklar, Kırgızlar) Moğollarla daha yakın genetik bağlar taşır. Kaynak: Hodoğlugil, U., & Mahley, R. W. (2012). "Turkish Population Structure and Genetic Ancestry Reveal Relatedness among Eurasian Populations." Annals of Human Genetics.
Sonuç
Moğollar ve Türkler, Kuzeydoğu Asya'daki ortak atalardan (ANA havuzu) etkilenmiş "kardeş" halklar olarak görülebilir, ancak aynı soydan gelmezler – ayrı evrilmişlerdir. Benzerlikler, coğrafi yakınlık ve tarihî etkileşimlerden (Moğol İmparatorluğu gibi) kaynaklanır. Genetik olarak paylaşılan unsurlar var, ama modern gruplar (özellikle Anadolu Türkleri) farklılaşmıştır. Bu konu, milliyetçi yorumlara açık olsa da (bazıları Cengiz Han'ı Türk sayar), bilimsel konsensüs ayrı kimlikleri vurgular.
Kısmen alıntıdır..
Düzenleme ve eklemeler
Mehmet KEKLİK
https://mehmetkeklik.blogspot.com/..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder