Lütfen Kopyalamayınız. Bu içerik telif haklarıyla korunmaktadır. Yalnızca bu sayfadan okuyunuz ve içeriği Sosyal Medyanızda paylaşınız.

NARIN YARİM



Salına salına yürüyüşü vardı; sanki adımlarını yere değil, yüreğime basardı. Selvi boyluydu, sesi az, bakışı çoktu. Konuşmasa da anlatırdı kendini. Ben ise her sabah, onu görme ihtimaliyle biraz daha gençleşen yaşlı bir çınardım.

Yanımdan geçerken yüzüme bakmazdı çoğu zaman. Ama ben bilirdim… O bakmasa da, rüzgâr onun yerine dokunurdu bana. Bir bakışı, gün boyu yetip artardı. İçimde yanan ateş ne harlıydı ne de sönük; nar gibi… Sessiz, derin ve yakıcı.

Ben geçmişin yükünü omuzlamıştım. Dallarım yorgun, gölgem uzundu. Oysa o, sabahın ilk soluğu gibiydi. Körpe bir çiğdemdi; değse kırılır, kalsa solardı. Onu kalbimin en derinine sakladım. Kimse bilmedi, kimse duymadı. Çünkü bazı sevdalar dillere değil, yazgıya yazılırdı.

Bir gün gelmedi.
Ertesi gün de…
Sokak yerindeydi ama o eksikti. Güneş doğdu, lakin içim karanlıktı. Varlığıyla dolan kalbim, yokluğuyla sessiz bir mezara dönüştü. O günden sonra anladım: İnsan bazen sevdiğinin yokluğuyla yaşar, ama onsuz yaşayamaz.

Hâlâ geçerim o sokaktan.
Hâlâ beklerim.
Belki yine salına salına gelirsin diye…
Ne olur, Merhamet buyur Gel artık, bastığın toprağa kurban olduğum.



Mehmet KEKLİK


DUYGUSAL YAZILAR SAYFASINA DÖN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder