Hayatın en ağır yüklerinden biri, karşılıksız kalan bir sevgiyi taşımaktır. İnsan bazen bütün ömrünü bir bakışa, bir gülümseyişe adar; ama sonunda anlar ki bu sevda yalnızca bir hayalden ibarettir. İşte bu yazı, bir ömrün sessiz çığlığıdır: hüzünle, kırgınlıkla ve derin bir sitemle örülmüş bir içsel yolculuk.
Hayat bazen insana en ağır dersleri sessizce verir. Bir bakış, bir dokunuş, bir gülümseyiş… Hepsi bir ömrün en değerli anı gibi görünür. Ama zamanla anlaşılır ki, o anların ardında yalnızca bir hayal vardır. Karşılıksız bir sevda, insanın kalbine en derin yarayı açar ve bu yara hiçbir zaman kapanmaz.
Benim ömrüm de böyle geçti. Çimen gözlerinle sarıldığım o gün, hayatımın en güzel anıydı. Elini tuttuğumda rüya sandım ömrümü. Fakat ruhuna dokunamadım, kalbine ulaşamadım. Fark ettiğimde ise çok geçti; boşa geçti ömrüm.
İnsanın kendi kendine sorduğu sorular vardır: “Hak etmiş miydim böylesi bir sevgiyi? Neden karşılık bulamadım?” Bu sorular cevapsız kalır, yalnızca içte bir yara bırakır. Yıkılan dünyamın enkazında dizlerim çözüldü, kalbim acıyla doldu. Hasretin pençesinde yaşarken, sessiz çığlıklarla büyüyen bir aşkın ağırlığını taşıdım.
Her gece adını rüzgâra fısıldadım, yıldızlara sordum. Ama cevapsız kaldım. Yokluğunu kimseye anlatamadım, hayallere sığındım. Gecelerim bitmedi; hem zalim hem sonsuzdu. İçimdeki yangını bilmeyen bir gülümseyişle daha da bağlandım sana, ama her gün biraz daha solduğumu hissettim.
Bu aşk, gözyaşlarımla suladığım bir çiçekti. Karşılıksız kaldı, derin ve yüceydi ama sonunda bir düşten ibaret olduğu ortaya çıktı. Yüreğimde kapanmayan bir yara kaldı. Sessizce yaşadım bu sevgiyi, dile getiremeden, canımı yakan bir sır gibi sakladım.
Ve şimdi biliyorum: Bir hayalmiş sadece.
Mehmet KEKLİK
DUYGUSAL YAZILAR SAYFASINA DÖN
Mehmet KEKLİK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder