Lütfen Kopyalamayınız. Bu içerik telif haklarıyla korunmaktadır. Yalnızca bu sayfadan okuyunuz ve içeriği Sosyal Medyanızda paylaşınız.

İNSANLIĞA KAN KUSTURAN DİKTATÖRLERİN HAZİN SONU

25/02/2011
Yirminci yüzyıl, modern devlet yapısının kurumsallaştığı; ancak aynı zamanda totaliter ve otoriter rejimlerin kitlesel şiddet kapasitesinin en yüksek seviyeye ulaştığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Sanayileşme, dünya savaşları, ekonomik krizler ve ideolojik kutuplaşmalar, bazı ülkelerde gücün tek elde toplandığı siyasal sistemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Almanya’da Nazizm, İtalya’da Faşizm, Sovyetler Birliği’nde Stalinist totalitarizm, İspanya’da Frankoculuk, Şili’de askeri cunta yönetimi ve Kamboçya’da Kızıl Kmerler rejimi gibi örnekler, milyonlarca insanın ölümüne ve sistematik insan hakları ihlallerine yol açmıştır.

Totaliter liderlik yalnızca bireysel bir otorite meselesi değil; aynı zamanda kurumsal denge-denetim mekanizmalarının çökmesi, hukukun üstünlüğünün askıya alınması ve siyasal kültürün kişiselleşmesiyle bağlantılı yapısal bir sorundur. Bu makale, 20. yüzyılın önde gelen bazı otoriter liderlerini karşılaştırmalı tarihsel analiz yöntemiyle incelemekte; iktidar pratiklerini ve iktidarlarının sona erme biçimlerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Totaliter ve Otoriter Liderlik Örnekleri

Adolf Hitler (1889–1945)

1933’te Almanya Şansölyesi olan Hitler, 1934’te Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölümü sonrası yetkileri birleştirerek mutlak iktidarı ele geçirdi. Nazi ideolojisi doğrultusunda yürütülen yayılmacı politika II. Dünya Savaşı’nı başlattı. Holokost kapsamında yaklaşık 6 milyon Yahudi sistematik biçimde öldürüldü. Savaşın kaybedilmesi üzerine Hitler, 30 Nisan 1945’te Berlin’de intihar etti.

Benito Mussolini (1883–1945)

1922’de iktidara gelen Mussolini, faşist rejim kurarak basını susturdu ve muhalefeti bastırdı. II. Dünya Savaşı sonunda İtalyan partizanlar tarafından yakalanarak 28 Nisan 1945’te idam edildi; cesedi Milano’da teşhir edildi.

Josef Stalin (1878–1953)

Sovyetler Birliği’nde 1924’ten itibaren iktidarı konsolide eden Stalin, zorla kolektifleştirme, tasfiyeler ve Gulag sistemiyle milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. 5 Mart 1953’te beyin kanaması sonucu öldü.

Francisco Franco (1892–1975)

İspanya İç Savaşı’nı kazanarak 1939’dan 1975’e kadar ülkeyi yönetti. Rejimi otoriter baskı uygulamalarıyla anılır. 1975’te doğal nedenlerle öldü ve ardından İspanya demokratikleşme sürecine girdi.

António de Oliveira Salazar (1889–1970)

Portekiz’de “Estado Novo” rejimini kurdu. Sansür ve siyasi polis uygulamalarıyla bilinen yönetimi 1968’de sağlık sorunları nedeniyle fiilen sona erdi; 1970’te öldü.

Nikolay Çavuşesku (1918–1989)

Romanya’da kişisel kült ve ağır ekonomik baskılarla yönetim sürdü. 1989 devrimi sırasında yakalanarak eşiyle birlikte 25 Aralık 1989’da kurşuna dizildi.

Slobodan Milošević (1941–2006)

Balkan savaşları sürecinde milliyetçi politikalar izledi. Lahey’de savaş suçları nedeniyle yargılanırken 11 Mart 2006’da hücresinde öldü.

Augusto Pinochet (1915–2006)

1973’te Şili’de darbeyle iktidara geldi. Binlerce kişinin kaybolması ve işkence görmesiyle ilişkilendirildi. Yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldı ve 2006’da kalp yetmezliğinden öldü.

Saddam Hüseyin (1937–2006)

1979’da Irak’ta iktidara geldi. İran-Irak Savaşı ve Kuveyt’in işgali ülkeyi yıprattı. 1988 Halepçe saldırısında kimyasal silah kullanımı sonucu binlerce Kürt sivil öldü. 2003’te devrildi; 2006’da idam edildi.

Pol Pot (1925–1998)

Kamboçya’da 1975–1979 arasında radikal bir sosyal mühendislik politikası uyguladı. Yaklaşık 1,5–2 milyon insanın ölümünden sorumlu tutulmaktadır. 1998’de ev hapsindeyken öldü.


Sonuç ve Değerlendirme

İncelenen liderler ideolojik farklılıklara rağmen benzer iktidar yoğunlaşması modelleri sergilemiştir. Gücün tek elde toplanması, muhalefetin bastırılması, basın ve yargının kontrol altına alınması ve siyasal şiddetin meşrulaştırılması ortak özelliklerdir. Bu rejimlerin ortaya çıkışında ekonomik krizler, savaşlar ve kurumsal zayıflıklar belirleyici olmuştur.

İktidarlarının sonu ise farklı şekillerde gerçekleşmiştir: bazıları savaş ve devrimle devrilmiş, bazıları yargılanmış, bazıları ise doğal nedenlerle ölmüştür. Ancak hemen hepsi ağır insan hakları ihlalleri ve toplumsal travmalarla anılmaktadır.

  1. yüzyıl deneyimi, demokratik kurumların, kuvvetler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün korunmasının yaşamsal önemini göstermektedir. Totaliter ve otoriter yönetimlerin incelenmesi, geçmişi anlamanın ötesinde, gelecekte benzer yapıların oluşmasını engelleme sorumluluğunun da bir parçasıdır.

Kaynakça

Applebaum, Anne. Gulag: A History. Anchor Books, 2003.
Bosworth, R.J.B. Mussolini. Bloomsbury, 2014.
Constable, Pamela & Valenzuela, Arturo. A Nation of Enemies: Chile Under Pinochet. W.W. Norton, 1993.
Deletant, Dennis. Ceaușescu and the Securitate. M.E. Sharpe, 1995.
Evans, Richard J. The Third Reich Trilogy. Penguin, 2003–2008.
Judah, Tim. The Serbs. Yale University Press, 2009.
Kershaw, Ian. Hitler: A Biography. W.W. Norton, 2008.
Kiernan, Ben. The Pol Pot Regime. Yale University Press, 2002.
Montefiore, Simon Sebag. Stalin: The Court of the Red Tsar. Knopf, 2003.
Payne, Stanley G. Franco and Hitler. Yale University Press, 2008.
Tripp, Charles. A History of Iraq. Cambridge University Press, 2007.
United States Holocaust Memorial Museum (USHMM) Arşiv Belgeleri.
International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (ICTY) Resmî Kayıtları.


Mehmet KEKLİK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder