MESUT MUTLUOĞLU'NUN HİKAYESİ
Sevmeyi hiç pazarlık konusu yapmadım.
Seni , tarif edilemeyecek kadar yüce bir aşkla sevmiştim. Öyle büyük, öyle derin bir sevdaydı ki; karşılık beklemeyi bile ayıp sayardım, şüphe etmeyi günah bilirdim. Sevildiğime inanmak, benim için kadere iman etmek gibiydi.
Ama yıllar sonra anladım…
Sevdiğim kadın beni hiç sevmemişti.
Ne kalpten, ne gönülden, ne de aşkla…
Evlilik kararı bir anlık etkileşimin, bir anlık kabullenişin sonucuydu. Oysa ben, o “an”ı bir ömür sanmıştım.
Evlilik yıllarca sürdü.
Ama mutluluk, bu evin kapısından hiç içeri girmedi. Aynı çatının altında iki yabancı gibi yaşadık. Küslük, sessizliğin dili oldu; huzursuzluk, evin havası. Konuşmalar eksildi, bakışlar soğudu, kalpler birbirinden uzaklaştı. Kızmak veya sitem etmek yerine küslük maskesi takıp her seferinde sustum. Çünkü susmak, kırmaktan daha onurluydu benim için.
Çocuklarımız oldu.
Onları canımdan çok sevdim.
Ama çocuklar bile, eksik kalan sevgiyi tamamlamaya yetmedi. Çünkü bir evde sevgi yoksa, ne kahkaha kalıcı olur ne de umut. Baba olmanın gururunu yaşadım ama eş olmanın sevincini hiç tadamadım.
Tam 48 yıl geçti böyle…
Küslükle, huzursuzlukla, eksilerek…
kaderime inandım, itiraz etmedim. “Yazılan yaşanır” dedim. Ama her gece, kalbimin bir köşesinde aynı cümle yankılandı: “Keşke, keşke, keşke ve yine keşke..…”
En acı olan neydi biliyor musunuz?
Bunca yıla rağmen, hâlâ ilk günkü gibi aşığım, ama ne yazık ki karşılıksız bir aşk.
Sevgim eskimedi, azalmadı, Ama, kırmamak için küsüp susmayı yeğledim. O benden uzaklaştıkça, ben daha da bağlandım, her şeyi içime atarak daha çok bağlandım. İçimi acıtan da, sevilmediğimi bilerek sevmekti. İşte benim için karşılığı olmayan kırık aşk buydu.
İçimde hem kadere sitem vardı hem sevdiğime…
“Beni neden sevmeyi denemedin?” diye sordum içimden.
“Ben sana bu kadar inanmışken, sen neden hiç inanmadın?”
Ama bunu hiç dile getirmedim. Çünkü ona olan sevgim, hesap soracak kadar kirlenmemişti.
Bugün hâlâ aynı kalple yaşıyor.
Mutluluğa hasret, ama sevgiden vazgeçmeyen bir adam olarak…
Kaderine boyun eğmiş ama kalbini teslim etmemiş biri olarak…
İşte Bu, bir evliliğin değil;
karşılıksız bir aşkın 48 yıllık sessiz ve hüzünlü hikâyesidir.
Mehmet KEKLİK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder